Sayın Başbakanımız, Siyaset Meydanı’nda gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Tekel işçileri ile ilgili olarak kendisine sorulan sorularda, neden 4-C’ye geçildiğini anlatıyor. Oradaki işçilere sendikacıların ne anlattıklarını bilmediğini de ekliyor. Belli ki oradaki gazeteci verilen cevaplardan oldukça tatmin olmuş, kendilerine “bunları neden gidip doğrudan çadırlardaki işçilere anlatmıyorsunuz?” diye soruyor. Başbakan’ımızın cevabı şöyle: “Ben o çadırlara gitmeyi doğru bulmuyorum.”
Ben memleketin her tarafındaki her sorunla birebir Başbakan’ın ilgilenmesini doğru bulmayanlardanım. Başbakan daha üst düzeydeki sorunlarla, daha üst düzeyde bir biçimde ilgilenmelidir. Ancak, Tekel işçilerinin durumu “her taraftaki her sorun” durumundan artık daha farklı bir hale gelmiştir. Tekel işçilerinin durumu öncellikle tüm özelleştirmelerin sorgulanması haline gelmiştir ki bu son derece üst düzeyde bir sorundur. İktidarları döneminde 721 tane devlet kurumunu satmış olan bir Başbakan’ın bu soruna öncelik vermesi doğru olur gibi gözüküyor. Üstelik ortalıkta çok net hesaplamalar var; satılan Tekel içki fabrikaları, satıldıktan kısa bir süre sonra, alan tarafından yabancı bir ortağa, yaklaşık olarak % 300 karla satılabiliyorsa, burada tüm ülkenin geliri ve kaynaklarının yanlış kullanımı ile de ilgili bir durum var. Bu üst düzeyde bir sorun alanıdır.

Özelleştirme, Türkiye gibi ülkelerde son derece yanlış bir uygulamadır. Konu sadece ekonomik bakış açısı ile kar mı etti zarar mı etti ile değil (üstelik en karlılar satılıyor, zarar edenler değil), toplumsal ve psikolojik açılardan da değerlendirilmelidir. Örneğin, doğuya mutlaka devlet yatırım yapmalıdır. Batı ülkelerinde bile özelleştirilmeyen stratejik kurumlar (Telekom gibi) asla özelleştirilmemelidir. İşsizliğin, eğitimsizliğin ve vergi kaçırmanın bu denli yoğun yaşandığı bir ülkede, bu üç sorunu da pekala devlet işletmelerini yaygınlaştırarak kırabilirsiniz. Sorun, kar etmek ya da etmemek değildir, doğru çalıştırmak ya da çalıştırmaya gönüllü olmamaktır. Mustafa Kemal’in Cumhuriyeti’nde bu kurumların tamamı son derece düzgün çalışıyorlardı. Tüm dünya krizden kırılırken, Türkiye büyüme ve gelişme tutarlılığı gösterebiliyordu ve tüm bunları devlet işletmeleri yapıyordu.
Başbakanımız Tekel işçileri ile ilgili olarak “[4-C’ye geçip geçmemeyi kendileri bilir]onların yerine çalışacak milyonlarca işsiz var” diyerek sorunla bu düzeyde ilgileniyorsa, sanırım o çadırlardakilerle de gidip bir konuşmalıdır. Üstelik sendikacıların o işçilere ne anlattığını da bilmiyorsa, doğruyu anlatmalıdır.
Sayın Başbakan’ımız, 212 Power Outlet’in açılışına gidiyorsa, tekel işçilerinin de çadırına gitmelidir. Çok doğru bir biçimde, sokağındaki taksicilerle sohbet ediyorsa, Tekel işçileri ile de sohbet edebilmelidir. PKK’lıların ayağına devletin savcıları gidebiliyorsa, işçilerin ayağına da Başbakan’ımız gidebilmelidir. Çok şey istemiyorlar, onlar da çocuklarına ekmek götürmek istiyorlar. Tıpkı Başbakan’ımız gibi, sizin gibi, benim gibi… Onlar bu toplumun temel direkleri. Onlar çalışmasa bu toplumun üretimi olamaz. Onlar verimli çalışmıyorsa, sorun onlarda değildir, onları doğru çalıştırmayı bilmeyenlerdedir. Sorunlar da televizyonlardan beyanat verilerek çözülmez; görüşerek ve anlamaya çalışarak çözülür.
Nurdoğan Arkış (14.02.2010) |